Bazı kuşlar sürüyle uçar. Aynı anda yön değiştirir, aynı anda yükselir, aynı anda alçalır. Gökyüzü kalabalık görünür ama karmaşa yoktur. Sonra bir kuş vardır; sürüden kopmaz ama kendi yüksekliğini korur. Kadim bilgelikler, insanın da kalabalıkta böyle yaşaması gerektiğini söyler.

Kalabalığın içinde kaybolmadan.

Eren, kalabalığın ne kadar güçlü olabileceğini ilk kez lise yıllarında fark etti. Herkes bir şey söylüyordu. Herkes bir yere gidiyordu. Herkes bir şey olmak istiyordu. Ve bu “herkes”, insanın iç sesini kolayca bastırıyordu.

Hangi derse ağırlık vereceği,
kimlerle arkadaşlık edeceği,
neye ilgi duyacağı…

Sorular çoktu ama cevaplar genelde başkalarından geliyordu.

“Buna heveslenme, işin olmaz.”
“Onu yapmazsan geri kalırsın.”
“Herkes böyle yapıyor zaten.”

Bu cümleler sert değildi. Hatta çoğu iyi niyetliydi. Ama kadim bilgelikler şunu söyler:
İnsanı en çok yönünden eden şey,
yüksek sesle söylenen yanlışlar değil;
çok kişi tarafından tekrarlananlardır.

Eren bir süre sürüyle uçtu. Yanlış değildi. Güvende hissettiriyordu. Ama içindeki bir şey, her akşam sessizce kıpırdanıyordu. Sanki kendi hayatına biraz uzaktan bakıyordu.

Bir gün okul çıkışı, herkes aynı yöne giderken Eren durdu. Yol ikiye ayrılıyordu. Biri kalabalık, gürültülü, alışıldık. Diğeri sessizdi. Daha uzundu. Kimse o yolu seçmiyordu.

Eren, nedenini bilmese de o sessiz yola saptı.

Kadim bilgelikler, insanın yolunu bazen mantıkla değil;
içsel bir çekimle seçtiğini söyler.

O yol, Eren’i bir parka çıkardı. Bankta oturup etrafı izledi. Gürültü yoktu. Kimse bir şey istemiyordu. İlk kez kendi düşüncelerini net duydu.

Ve o an fark etti:
Kalabalıkta yürürken,
kendini duyamıyordu.

Hayat böyleydi. Sosyal çevre, beklentiler, kıyaslar… İnsan fark etmeden başkalarının hızına ayak uyduruyordu. Kendi ritmini kaybediyordu.

Kadim öğretiler der ki:
Herkesle aynı anda koşmak,
aynı yere vardığın anlamına gelmez.

Eren, kalabalıktan tamamen kopmadı. Ama artık her çağrıya “evet” demiyordu. Her yönlendirmeyi sorguluyordu. Bu, başta zor oldu. Çünkü kalabalık, farklı olana hemen isim koyar.

“Tuhaflaştın.”
“Değiştin.”
“Eskisi gibi değilsin.”

Eren bu cümleleri duyduğunda içi burkuldu. Ama artık bir şeyin farkındaydı:
Kalabalığın onayıyla yaşamak,
kendi hayatının direksiyonunu bırakmaktı.

Ve burada o tanıdık soru belirdi:
Kontrol kimde?

Herkes seni bir yöne çektiğinde,
sen de sürükleniyorsan…
kontrol sende değildir.

Ama kadim bilgelikler, gerçek gücün bağırmadan kendi yönünü koruyabilmek olduğunu söyler. Ne kavga ederek, ne ispatlayarak. Sadece net olarak.

Eren artık her fikrini anlatmıyordu. Herkesle tartışmıyordu. Ama seçimlerini bilinçli yapıyordu. Kalabalık konuşurken, o dinliyordu. Sonra kendi yoluna devam ediyordu.

Şunu öğrendi:
Kendi yolunda yürümek,
herkese ters gitmek değildir.
Sadece kendine sadık kalmaktır.

Hayat, başkalarının haritasıyla yürünecek kadar basit değildir. Herkesin yolu, temposu, sınavı farklıdır. Kalabalık sana güven hissi verebilir ama yön hissi vermez.

Kadim bilgelikler der ki:
Sessiz kalan yol,
bazen en doğru yoldur.

Eren artık şunu biliyordu:
Herkesle aynı düşünmemek yalnızlık değildir.
Kendini duymak cesarettir.

Ve insan, kalabalığın içinde kaybolduğunda değil;
kendi yönünü koruduğunda büyür.

Hadi gel.
Herkesin koştuğu yere bakmadan önce,
kendi pusulana bak.
Kalabalığın hızına değil,
kendi ritmine güven.

Çünkü hayat,
başkalarının yolu olmak için değil;
kendi yolunu fark edip yürümek için verilmiş bir yolculuktur.

Yorum bırakın

Popüler