Eren, okuldan dönerken her zamanki gibi sessiz sokaktan yürüyordu. Bu yolu seçmesinin özel bir nedeni yoktu; sadece burada daha az insan vardı. Daha az bakış, daha az soru, daha az karşılaştırma…
Kadim öğretiler der ki: İnsan, önce kalabalıktan değil; kendi zihninden yorulur.
O gün okulda öğretmenin sorduğu soruya cevap verememişti. Aslında konuyu az çok biliyordu ama kelimeler ağzında düğümlenmişti. Arkadan gelen kısa bir gülüş, zihninde büyüyerek yankılanmıştı. Eve doğru yürürken iç sesi konuşmaya başladı:
“Yeterince iyi değilsin.”
“Herkes senden daha hızlı.”
“Sen hep geride kalacaksın.”
Eren bu sesi ilk kez duymuyordu. Ama her seferinde, bu sesin gerçek olduğunu sanıyordu. Oysa eski bilgelikler, insanın içinden geçen her düşüncenin hakikat olmadığını söyler.
Eve vardığında odasına geçti. Çantasını yere bıraktı. Aynanın karşısında durdu. Yüzüne baktı.
“Ben kimim?” diye sordu sessizce.
Ayna cevap vermedi. Çünkü aynalar konuşmaz; sadece gösterir.
O sırada kapı aralandı. Dedesi içeri girdi. Elinde küçük, pürüzlü bir taş vardı. Taşı Eren’in masasına bıraktı.
“Bu taşı görüyor musun?” dedi.
Eren başını salladı.
“Bu taş, yüzlerce yıl önce de taştı. Yağmur gördü, rüzgâr gördü. Üzerine basıldı. Ama hâlâ burada.”
Eren anlamaya çalışıyordu.
Dedesi devam etti:
“Taş, kim olduğunu ispatlamaya çalışmaz. Olduğu şeyle yetinir. İnsan ise acele eder. Kendini hemen tanımlamak ister.”
Kadim öğretilerde gençlere hep aynı şey söylenirdi:
Olgunluk, aceleyle gelmez.
Dedesi sandalyesine oturdu.
“Sen şu anda bir cevap olmak zorunda değilsin,” dedi.
“Bir soru olman yeter.”
Bu söz, Eren’in içinde bir yere yerleşti. O gece ders çalışırken yine zorlandı. Yine anlamadığı yerler oldu. Ama bu kez kaçmadı. Bitirmesi gerekeni mükemmel yapmadı; ama bırakmadı. Çünkü eski bilgelik şunu öğretir:
İnsanı büyüten, büyük başarılar değil; küçük sadakatlerdir.
Ertesi gün okulda her şey aynıydı. Aynı sınıf, aynı insanlar, aynı sesler… Ama Eren farklıydı. Çünkü artık başkalarının ne düşündüğünden çok, kendi duruşuna bakıyordu.
Bir hata yaptığında şunu sordu kendine:
“Bu hata, beni nasıl biri yapıyor?”
Cevap netti: Daha dikkatli biri.
Zamanla şunu fark etti:
Kendini tanımak, güçlü yönlerini saymak değildir.
Kendini tanımak, zor anlarda hangi yöne eğildiğini fark etmektir.
Ve Eren artık aynaya baktığında şunu görüyordu:
Tamamlanmış bir insan değil…
Ama şekillenen bir karakter.
Kadim bilgeliklerin dediği gibi:
İnsan, ne olduğu değil; neye dönüşmekte olduğu ile ölçülür.
🔍 Farkındalık Mesajı :
Kim olduğunu hemen bilmek zorunda değilsin.
Tohum da ne olacağını bilmez; yine de büyür.
Başkaları seni tanımlamaya çalışabilir.
Ama seni inşa eden, her gün verdiğin küçük kararlardır.
Sessiz ilerleme, en sağlam ilerlemedir.
🧘 Mini Mindfullness Egzersizi
- Rahat bir şekilde otur.
- Ayaklarının yere bastığını hisset.
- Bir an için kendini bir taş gibi düşün:
Olduğu yerde, sakin, acele etmeden… - Kendine şu soruyu sor:
“Bugün beni biraz daha sağlam yapan neydi?” - Cevap küçük olabilir. Bu yeterlidir.
- İçinden şunu söyle:
“Zaman benimle çalışıyor.”




Yorum bırakın