Mert, okulun arka tarafındaki spor salonunun duvarına yaslanmıştı. Elinde tuttuğu ok, hedefi bulamamış; tahtanın kenarından sekip yere düşmüştü. Atış sırası bitmişti. Öğretmen bir şey dememişti ama Mert için önemli olan bu değildi. Kendi içinden yükselen ses daha sertti.

“Yapamadın.”
“Zaten hep böyle.”
“Demek ki sen bu işte iyi değilsin.”

Kadim bilgelikler, insanın en ağır yargıcının kendi zihni olduğunu söyler. Mert de bunu o an iliklerine kadar hissediyordu.

O gün sadece spor salonunda değil, sınıfta da zorlanmıştı. Matematik sınavından beklediği not gelmemişti. Arkadaşlarından bazıları sevinirken, o sessizleşmişti. Eve dönerken aklında tek bir kelime vardı: başarısız.

Ama kadim öğretiler, başarısızlığın bir sonuç değil; bir durak olduğunu anlatır. Mert bunu bilmiyordu.

Eve girdiğinde çantasını bir kenara bıraktı. Odasına geçti. Masasının üzerinde dedesinden kalma eski bir tahta kutu vardı. Kutunun içinde yıllar önce kırılmış bir ok duruyordu. Dedesi onu saklamıştı. Nedenini hiç anlatmamıştı.

Mert oku eline aldı. Eğrilmişti, çatlakları belliydi. Tam atılamaz gibiydi. O an dedesinin sesi zihninde canlandı. Yıllar önce şöyle demişti:
“Bir şey kırıldığında, işe yaramaz olmaz. Sadece başka bir şey öğretir.”

Mert o zaman bu sözü anlamamıştı. Şimdi anlamaya yakındı.

Yatağına oturdu. Gözlerini kapattı. İçindeki sıkışmayı fark etti. Göğsünde bir ağırlık vardı. Bu duyguya alışkındı. Normalde hemen kaçardı. Ama bu kez durdu. Kadim bilgelikler der ki:
İnsan, kaçmadığı duygudan öğrenir.

Kendine şu soruyu sordu:
“Ben neyi başaramadım?”
Cevap netti: Bir atışı. Bir sınavı.
Sonra bir soru daha geldi:
“Ben, bu başarısızlık mıyım?”
Bu sorunun cevabı o kadar net değildi.

Mert ilk kez şunu fark etti:
Başarısızlık, yaptığı bir şeydi.
Ama kim olduğu değildi.

Ertesi gün okulda öğretmeni yanına geldi.
“Bugün iyi değildin,” dedi.
Mert başını eğdi.
Öğretmen devam etti:
“Ama vazgeçmedin. Bu önemlidir.”

Bu cümle Mert’in içinde bir yere oturdu. Çünkü kadim bilgelikler şunu öğretir:
İlerleme, başarıdan değil; devamlılıktan doğar.

O gün Mert tekrar denedi. Daha dikkatli. Daha yavaş. Yine hedefi tam vurmadı. Ama bu kez ok daha yakındı. Küçük bir farktı. Ama gerçekti.

Akşam defterini açtı. Büyük cümleler yazmadı. Sadece şunu not etti:
“Bugün pes etmedim.”

Bu cümle, onun için bir zaferdi. Çünkü artık başarısızlığa düşman gibi bakmıyordu. Onu bir işaret gibi görüyordu. Nerede durması, nerede devam etmesi gerektiğini gösteren bir işaret.

Kadim bilgeliklerin sessiz öğretisi şunu söyler:
Yol, düşmeyenlerle değil; düşüp kalkanlarla doludur.

Mert artık şunu biliyordu:
Her düşüş, bir yön gösterir.
Her yanlış, bir ayarlama ister.

Ve insan, başaramadığı anlarda değil;
O anlarda kendisiyle nasıl konuştuğunda şekillenir.

🔍 Farkındalık Mesajı :

Başarısızlık, senin kimliğin değildir.
O, yolun üzerindeki bir öğretmendir.

Kendine söylediğin sözler,
Sonuçlardan daha etkilidir.

Düşmek zayıflık değildir.
Kalkmayı reddetmektir.

🧘 Mini Mindfullness Egzersizi

Bu egzersizi kendini yetersiz hissettiğinde yap.

  1. Sessizce otur ve omuzlarını gevşet.
  2. Burnundan derin bir nefes al.
  3. Kendine şu soruyu sor:
    “Şu anda neyi öğreniyorum?”
  4. Cevap gelmese bile nefeste kal.
  5. Nefes verirken içinden şunu söyle:
    “Bu da yolun bir parçası.”
  6. Göğsündeki gerginliğin azaldığını fark et.

Yorum bırakın

Popüler