Zeynep, okulun arka bahçesindeki bankta oturuyordu. Ders bitmişti ama eve gitmek istemiyordu. İçinde bir şey vardı. Tam olarak ne olduğunu bilmiyordu; sadece huzursuzdu. Ne üzgün diyebilirdi kendine, ne kızgın, ne de mutlu. Kadim bilgelikler, insanın en zorlandığı hâlin ismini koyamadığı hâl olduğunu söyler.

Zeynep telefonu eline aldı, sonra tekrar cebine koydu. Sosyal medyada dolaşmak istemiyordu. Çünkü başkalarının ne hissettiğini görmek, kendi hislerini daha da karıştırıyordu. Herkes ya çok mutlu görünüyordu ya da çok güçlü. Kimse “karışık” görünmüyordu.

Oysa Zeynep karışıktı.

Bir şey mi oldu?
Yok.
Peki neden böyle hissediyorum?

Bu sorular zihninde dönüp duruyordu. Kadim öğretiler der ki:
Duygu, açıklama istemez; fark edilmek ister.

Zeynep bunu bilmiyordu ama hissettiği şey tam olarak buydu.

Eve vardığında ayakkabılarını çıkardı, odasına geçti. Pencereyi açtı. İçeri hafif bir rüzgâr girdi. Perdeler kıpırdadı. Zeynep derin bir nefes aldı. Göğsünde bir sıkışma fark etti. Normalde bunu hemen bastırırdı. “Abartıyorsun,” derdi kendine. Ama bu kez durdu.

Kadim bilgelikler, insanın kendine dürüst olabildiği anların öğretici olduğunu anlatır.

Zeynep yatağına oturdu. Gözlerini kapattı. Kendine şu soruyu sordu:
“Şu anda bedenimde ne oluyor?”

Kalbi biraz hızlı atıyordu. Omuzları gergindi. Çenesini sıktığını fark etti. Duygunun adı hâlâ yoktu ama varlığı netti. Ve ilk kez onu kovalamadı.

Bir süre sonra aklına annesinin yıllar önce söylediği bir cümle geldi:
“Duygular misafirdir. Kapıyı çarparak girerler ama sonsuza kadar kalmazlar.”

Zeynep o zaman bu sözü önemsememişti. Şimdi ise anlamı yavaş yavaş yerli yerine oturuyordu.

O akşam defterini açtı. Yazmak için değil, fark etmek için. Sayfanın ortasına tek bir cümle yazdı:
“Şu anda hissediyorum.”

Altına şunları ekledi:
“Göğsüm sıkışık.”
“İçimde bir ağırlık var.”
“Biraz da yalnızlık.”

İlginç olan şuydu: Yazdıkça ağırlık azalmaya başladı. Çünkü kadim bilgelikler şunu öğretir:
İsim verilen duygu, yönünü kaybeder.

Zeynep o gece uyumadan önce şunu fark etti:
Duygular tehlikeli değildi.
Onları tehlikeli yapan, anlaşılmamalarıydı.

Ertesi gün okulda yine kalabalık vardı. Yine gürültü, yine koşuşturma… Ama Zeynep artık içindeki dalgalara farklı bakıyordu. Bir şey hissettiğinde hemen etiketlemiyor, hemen bastırmıyordu. Önce duruyordu.

Bir arkadaşı sinirli bir şekilde konuştuğunda, Zeynep eskisi gibi içine kapanmadı. İçinden şu soruyu sordu:
“Bu bende ne uyandırdı?”

Cevap basitti: Gerilim.

Ve bu fark ediş, onu özgürleştirdi. Çünkü artık duygularını yönetmeye değil, tanımaya başlamıştı.

Kadim bilgeliklerin sessiz öğretisi şunu söyler:
Duygularını tanıyan insan, kendine yabancı kalmaz.

Zeynep artık şunu biliyordu:
Her gün iyi hissetmek zorunda değildi.
Ama her gün kendine dürüst olmak zorundaydı.

Ve bu, büyümenin en sade hâliydi.

🔍 Farkındalık Mesajı :

Duygular zayıflık değildir.
Onlar, iç dünyandan gelen haberlerdir.

Bastırılan duygu kaybolmaz;
Tanınan duygu dönüşür.

Kendini anlamaya başladığın yer,
Gerçek gücün başladığı yerdir.

🧘 Mini Mindfullness Egzersizi

Bu egzersizi yoğun hissettiğinde uygula.

  1. Sessiz bir yerde otur.
  2. Gözlerini kapat ve nefesine odaklan.
  3. Kendine şu soruyu sor:
    “Şu anda ne hissediyorum?”
  4. Cevap net değilse sorun yok.
  5. Duyguyu bedende hissettiğin yeri fark et.
  6. İçinden şunu söyle:
    “Seni görüyorum.”
  7. 2–3 dakika bu farkındalıkta kal.

Yorum bırakın

Popüler