Ayakkabılar Kapıda Kalır

Hayat bazen bize hak ettiğimizi düşündüğümüz şeyleri vermez. Ya da hak etmediğimizi düşündüğümüz olaylarla karşılaştırır. İşte o anlarda içimizde bir şey yükselir: “Ben bunu hak etmiyorum!” deriz. Ama Mevlânâ der ki:

“Tevazu, kişinin kendi kıymetini bilip, kendini eksik bilmeyi öğrenmesidir.”

Bugün sana tevazuyu anlatan ve kendi içimizdeki “büyüklük” yanılsamasını fark ettiren bir hikaye getirdim. Derin bir nefes al ve yavaşça okumaya başla. Belki satır aralarında kendi gölgenle karşılaşırsın.

Konya sokaklarında kış yeni bastırmıştı. Hava ayaz, sokaklar çamurdu. Dervişler, Mevlânâ’nın dergâhında sabah sohbeti için toplanmıştı. Herkes yerini almış, çaylar hazırlanmış, gönüller susta bekliyordu. O sabah içeriye yeni biri geldi. Üzerinde işlemeli bir cübbe, başında gösterişli bir sarık vardı. Adımlarında gurur, bakışlarında bir çeşit “üstünlük” hissediliyordu.

Kapıdan girerken kimseye selam vermedi. Gözleriyle oturacağı en özel yeri aradı ve Mevlânâ’nın hemen karşısına kurulup cübbesini düzeltti. Dervişlerden biri sessizce yanına sokuldu ve ayakkabısını dışarıda bırakmadığını fark etti. Kirli çizmeler hâlâ ayağındaydı, seccadenin ucuna çamur bulaşmıştı.

Derviş kibarca eğildi:
— Efendim, ayakkabılar kapıda kalır, dedi.

Adam tepeden baktı, alaycı bir şekilde:
— Ben Konya kadısıyım, kıymetim her yere yeter, bu mekâna da.

Ortamda bir sessizlik oldu. Mevlânâ ise derin bir nefes aldı, gözlerini hafifçe kapattı. Sonra yavaşça konuştu:

— Ey güzel adam, hoş geldin. Bil ki burası kalplerin soyunduğu yerdir. Burada makamlar, sarıklar, unvanlar dışarıda kalır. Çünkü bu mekânda sadece çıplak hakikat oturur.

Kadı şaşırmıştı. Bir şey söylemedi. Mevlânâ devam etti:
— Kim ki ayakkabılarıyla gelir, çamurunu da beraber getirir. Biz çamurdan korkmayız ama çamuru “bilgelik” sanandan korkarız.

Adamın yüzü kızardı. Gözlerini yere indirdi. Sessizce ayağa kalktı, dışarı çıktı. Ayakkabılarını çıkardı, cübbesinin kuşağını çözdü. Geri geldiğinde artık sessizdi. Alçak gönüllülükle en arkaya oturdu.

O gün hiçbir şey konuşmadı. Ama yıllar sonra, bir sohbet halkasında şöyle dedi:
— Tevazuyu Mevlânâ’dan öğrendim. Ayağımdaki çizmeyi çıkardığım gün, içimdeki kibri de çıkardım.

Farkındalık Mesajı

Gerçek tevazu, kim olduğunu bilmek ama bununla kimseye üstünlük taslamamaktır. Unvanlarımız, başarılarımız ya da bilgimiz bizi yüceltmez; yücelik, yere en yakın olan kalptedir. Bazen yere eğilmek, göğe açılmanın ilk adımıdır.

Mindfulness Egzersizi: “Unvanını Bırak, Kalbine Gel”

  1. Gözlerini kapat. Derin bir nefes al.
  2. Şu soruyu kendine sor: “Bugün bana değer verdiğini düşündüğüm hangi kimliği bırakmakta zorlanıyorum?”
  3. Birkaç dakika sadece bu sorunun sende uyandırdığı duyguları gözlemle. Yargısızca.
  4. Şimdi, bu kimliği zihinsel olarak yere bırak. “Sadece bir kalp olarak varım” de.
  5. Derin bir nefes ver ve kalbine elini koyarak tekrar et: “Olduğum halimle değerliyim. Tevazu ile yol alıyorum.”

Günde 3 dakika bunu yapman, içsel alanını sadeleştirir.

Katkıda Bulun:

Senin hayatında “çizmeyle girdiğin” hangi anlar oldu?
Kendini yücelttiğin ya da başkasını küçümsediğin anları hatırlıyor musun?
Yorumlara yazarak bu yolculuğa ışık tutabilirsin.
Paylaş ki tevazu çoğalsın.


Yorum bırakın

Hoşgeldiniz

Kelebek Etkisi’ne adım attığınız bu yolculukta, küçük bir hikâyenin kalbinizde nasıl büyük bir değişim başlatabileceğine tanık olacaksınız. Burası; iyiliğin, sevginin, sabrın, umut ve merhametin satırlara döküldüğü bir yerdir. Her hikâye, yaşanmış bir duyguyu paylaşır. Belki sizin de ruhunuza dokunur, belki bir yerlerde kaybolmuş bir parçanızı bulmanıza yardımcı olur.

Kelebek kanatlarını çırptığında, sadece bir çiçeği değil, yürekleri de harekete geçirir.
İşte bu blog da bir kelebeğin dokunuşu gibi sizi erdemli bir yaşamın izlerine götürmek için var.

🌿 Hikâyelere göz atın, ilham alın, mini egzersizleri yapın ve siz de bu etkiye ortak olun.